Anasayfa / Günün Haberleri / İMO Muğla’dan 17 Ağustos Uyarısı: Riskli Binalar Nerede? – | Hamle Gazetesi

İMO Muğla’dan 17 Ağustos Uyarısı: Riskli Binalar Nerede? – | Hamle Gazetesi


TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Muğla Şube Başkanı Levent Çimen, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde Türkiye’nin deprem hazırlığı ve riskli yapı stokuna ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

17 Ağustos depreminde yaşamını yitirenleri anan Çimen, Marmara Depremi’nin Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesinde önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Asıl sorunun depremin kendisi değil, gerekli önlemler alınmadığında büyük yıkımlara neden olan yapı üretimi ve kentleşme anlayışı olduğunu vurguladı.

Çimen, 17 Ağustos’un ardından geçen 27 yılda Bingöl, Van, Elazığ, İzmir ve son olarak 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin, Türkiye’nin deprem tehlikesini ve kırılgan yapı stokunu defalarca ortaya koyduğunu söyledi.

6 milyon bağımsız bölüm risk altında

Türkiye’de milyonlarca yapının deprem açısından risk taşıdığının resmi açıklamalarla da ortaya konulduğunu ifade eden Çimen, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre ülkede yaklaşık 36 milyon bağımsız bölüm bulunduğunu aktardı.

Bunların yaklaşık 6 milyonunun risk altında, 2 milyon bağımsız bölümün ise acil olarak dönüştürülmesi gereken yapılar arasında gösterildiğini belirten Çimen, İstanbul’da da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli, toplamda 1,5 milyon konutun dönüşmesi gerektiğinin ifade edildiğini kaydetti.

“Riskin büyüklüğünü bilmek, yerini bilmek değil”

Çimen, riskli yapıların sayısına ilişkin tahminlerin bulunmasının yeterli olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“Riskli yapıların bulunduğunu biliyoruz ancak hangi yapıların riskli olduğunu bütünlüklü biçimde bilmiyoruz.”

Kentsel Dönüşüm Başkanlığının 2025 Yılı İdare Faaliyet Raporu’ndaki verilere dikkat çeken Çimen, 2025 yılında 6306 sayılı Kanun kapsamında Türkiye genelinde 30 bin 7 yapı için riskli yapı tespiti gerçekleştirildiğini belirtti.

Bu yapılardaki 194 bin 381 bağımsız bölümün 167 bin 560’ının konut, 26 bin 821’inin iş yeri olduğu kaydedildi.

Aynı yıl 11 bin 940 riskli yapı yıkılırken, bu yapılardaki 59 bin 329 bağımsız bölüm yıkım kapsamına girdi.

13 yılda 1 milyondan fazla bağımsız bölüm yıkıldı

2012-2025 yılları arasındaki kümülatif verilere göre ise 319 bin 551 binada riskli yapı tespiti gerçekleştirildi.

Bu binalarda bulunan 1 milyon 272 bin 863 bağımsız bölümün riskli olduğu belirlendi. Aynı dönemde 291 bin 144 bina yıkılırken, yıkılan yapılardaki bağımsız bölüm sayısı 1 milyon 88 bin 165 oldu.

Çimen, Türkiye’de yaklaşık 6 milyon bağımsız bölümün riskli olduğunun tahmin edildiğine dikkat çekerek, 13 yılda yaklaşık 1 milyon bağımsız bölümün yıkılmasının, dönüşüm konusunda daha gidilecek uzun bir yol bulunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Türkiye’nin yapı stokunun tamamı çıkarılmalı

Türkiye’nin yalnızca ihbar edilen veya çeşitli çalışmalar sonucunda riskli olduğu belirlenen yapıların kayıt altına alınmasına değil, ülke genelindeki bütün yapı stokunun bilimsel, güncel, şeffaf ve sürekli yenilenen bir envanterine ihtiyaç duyduğunu belirten Çimen, bu konuda yıllardır sonuç alınamadığını söyledi.

17 Ağustos 1999 sonrasında hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanmasının hedeflendiğini hatırlatan Çimen, buna rağmen bütüncül ve kamuoyuna açık bir yapı envanterinin halen oluşturulamadığını dile getirdi.

“Binanın yaşı kadar geçmişi de önemli”

Binaların güvenliğinin yalnızca yapım yılına bakılarak değerlendirilemeyeceğine dikkat çeken Çimen, yapının hangi yönetmeliğe göre tasarlandığının, nasıl projelendirildiğinin ve nasıl inşa edildiğinin de belirleyici olduğunu vurguladı.

Yapının kullanım sürecinde taşıyıcı sisteme yapılan müdahalelerin de ciddi risk oluşturabileceğini ifade eden Çimen; zemin katlardaki duvarların kaldırılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, kaçak kat veya eklentiler yapılması, kullanım amacının değiştirilmesi ve taşıyıcı sistemi etkileyen tadilatların yapı güvenliğini doğrudan etkileyebileceğini söyledi.

Çimen, yapıların kullanım ömrü boyunca düzenli ve sistematik teknik denetimden geçirilmemesinin önemli bir güvenlik açığı olduğuna dikkat çekerek, periyodik yapı kontrolünün yasal ve kurumsal bir sisteme dönüştürülmesini istedi.


Muğlaspor Teknik Direktörü Koşukavak’tan Hakemlere Tepki

Muğlaspor Teknik Direktörü Koşukavak’tan Hakemlere Tepki

İçeriği Görüntüle

Yeni binalar için de kritik uyarı

Mevcut riskli yapı stokunun dönüştürülmesi kadar bugün inşa edilen binaların geleceğin riskli yapılarına dönüşmesinin engellenmesinin de önemli olduğunu belirten Çimen, 6 Şubat depremlerinde yeni sayılabilecek bazı yapıların da yıkılmasının kaygıları artırdığını söyledi.

Güvenli yapı üretiminin doğru zemin araştırmasından projelendirmeye, nitelikli malzeme ve uygulamadan etkin yapı denetimine kadar uzanan bütünlüklü bir mühendislik süreci olduğunu vurgulayan Çimen, zincirin herhangi bir halkasındaki eksikliğin doğrudan yapı güvenliğini etkilediğini ifade etti.

Yapı denetiminin yalnızca ticari bir faaliyet olarak görülmemesi gerektiğini belirten Çimen, bunun kamusal yarar ve yaşam hakkıyla doğrudan ilişkili bir kamu hizmeti olduğunu söyledi. Mühendislik hizmetlerinin eksiksiz verilmesi, şantiye şefliğinin etkin uygulanması ve yapı denetiminin bağımsız hale getirilmesi çağrısında bulundu.

İMO’dan 7 maddelik çağrı

Çimen, 17 Ağustos 1999’dan bu yana geçen 27 yılın Türkiye’nin deprem gerçeğini anlaması ve gerekli adımları atması için fazlasıyla uzun olduğunu belirterek, bilim insanları, mühendisler, meslek odaları, üniversiteler ve kamu kurumlarının yıllardır uyarıda bulunmasına rağmen her büyük depremde benzer sorunların yeniden yaşandığını söyledi.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’nın taleplerini ise şöyle sıraladı:

  • Türkiye’nin bütün yapı stokunu kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir yapı envanterinin oluşturulması,
  • Yapıların risk durumlarının izlenmesi ve güncel tutulması için Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulması,
  • Riskli yapıların belirlenmesi ve müdahale süreçlerinin risk büyüklüğüne göre önceliklendirilmiş bir kamu programıyla yürütülmesi,
  • Özellikle dar gelirli vatandaşları koruyacak yeterli ve erişilebilir kamu kaynaklarının sağlanması,
  • Kentsel dönüşümün rant odaklı ve parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak risk odaklı, kent ve bölge ölçeğinde yürütülmesi,
  • Yapıların kullanım sürecindeki güvenliğini izleyecek periyodik yapı kontrol sisteminin oluşturulması,
  • Yeni yapı üretiminde proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz ve etkin şekilde verilmesi.

Muhabir: Mukaddes Yelin

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir